Köşe Yazıları

Kıbrıs’ı AB mi Bölecek?

Haberi Dinleyin Dinlemek için oynat tuşuna basın
Haberi Dinleyin Dinle Duraklat Devam Et Dinlemek için oynat tuşuna basın Haber seslendiriliyor Okuma duraklatıldı Kalan dk sn Varsayılan Ses Okuma tamamlandı Bu dil icin ses bulunamadi. Tarayiciniz veya cihaziniz bu dili desteklemiyor olabilir. Dinle Duraklat Durdur Hızı sağdaki menüden ayarlayın (0.75x - 2x) Tarayıcınız destekliyorsa Ses menüsünden farklı bir ses seçebilirsiniz, tercihiniz hatırlanır Okuma başladıktan sonra boşluk tuşu ile oynat/duraklat Sayfadan çıksanız da Durdur a basmadığınız sürece kaldığınız yerden devam eder Sayfa çevrildiğinde yeni dil otomatik algılanır ve okuma yeniden başlar
Haberi Dinleyin

Prof. Dr. Ata Atun

 (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) 

Akademisyen, Girne Amerikan Üniversitesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis, Avrupa Birliği dönem başkanlığını kazanımlara çevirebilmek için elden geleni yapıyor.

25 Temmuz 2023 tarihinde Schengen Bilgi Sistemi’ne (SIS) entegre olarak önemli bir teknik adımı tamamlayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB Dönem Başkanlığı süresi içinde de adanın Güney kısmını Schengen Bölgesi içine sokmaya çalışıyor. Bu girişimin adada bir başka sorun daha yaratacağı kesin.

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Schengen bölgesine katılmak çabaları, Kıbrıs meselesinin artık klasik diplomatik söylemlerin ötesine geçtiğini ve teknik-hukuki adımların siyasetin yerini almaya başladığını göstermekte.

Bu girişimi doğru okumak gerekiyor; çünkü Kıbrıs’ta yeni bir kırılma, müzakere masasında değil, Brüksel koridorlarında ve yönetmelik maddelerinde şekillenecek gibi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Schengen Bölgesi’ne katılım hedefi, yüzeyde bakıldığında “AB ile daha fazla entegrasyon” gibi masum bir başlık altında sunuluyor. Oysa adanın özgün koşulları dikkate alındığında bu süreç, Kıbrıs’ta mevcut bölünmeyi daha da sertleştirme potansiyeli taşıyor. Bugüne kadar Yeşil Hat’ın hukuken sınır sayılmaması, fiiliyatta ise yumuşak bir geçiş rejimiyle yönetilmesi, adadaki kırılgan dengeyi ayakta tutan nadir unsurlardan biriydi. Schengen rejimi ise bu gri alanı tanımayan, netlik ve sertlik üzerine kurulu bir güvenlik sistemi.

Serbest dolaşım vurgusu, işin yalnızca iç boyutunu kapsamıyor. Burada esas niyet, dış sınırların ortak bir güvenlik anlayışıyla korunması. Bu da biyometrik kontrollerden veri tabanı entegrasyonuna, düzensiz göçle mücadeleden sınır altyapısının sertleştirilmesine kadar uzanan kapsamlı bir rejim demek. Böyle bir sistemde Yeşil Hattın uzun süre korunması mümkün değil.

Bu noktada şunu sorabilirsiniz: Güney Kıbrıs Schengen’e girdiğinde Yeşil Hat fiilen neye dönüşecek? Bana göre Yeşil Hattın -hukuken olmasa bile pratikte- AB’nin dış sınırı gibi yönetilmesi kuvvetle muhtemel. Bu da geçişlerin zorlaşması, denetimlerin artması ve bugün günlük hayatın parçası hâline gelmiş olan esnekliğin ortadan kalkması anlamına gelir. Fiziki bir duvar inşa edilmese bile, prosedürler ve dijital gözetim duvar işlevi görebilir.

Tabi işin Türkiye boyutu da göz ardı edilemez. Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımadığı ve limanlarını açmadığı bir tabloda, AB’nin dış sınırının fiilen Türkiye’nin garantörlüğündeki bir coğrafyaya dayanması ciddi bir çelişki doğuracaktır. Hukuk ile fiili durum arasındaki bu gerilimin sorun üreteceği açıktır.

Olaya olumlu yönünden bakacak olursak, bu sürecin Türkiye ve KKTC açısından yalnızca riskler değil, fırsatlar da barındırma ihtimali olduğunu söyleyebiliriz. İki devlet tezinin fiili zemininin güçlenmesi, Türkiye-KKTC entegrasyonunun hızlanması ve bazı alanlarda daha derin bir bütünleşme ihtimali bunlardan bazıları. Ancak bu fırsatların kendiliğinden ortaya çıkmayacağı açık olduğundan gelişmeleri sadece izlemek değil, stratejik biçimde yönetmek gerekiyor.

Sonuç olarak Kıbrıs’ta kaderi artık büyük zirveler/görüşmeler değil, teknik ve bağlayıcı kararlar belirliyor. Schengen süreci de bunun örneklerinden biri. Bir sınırda değişen bir prosedür, yıllardır süren diplomatik müzakerelerden daha kalıcı (olumlu-olumsuz) sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin süreci doğru okuması ve ciddiyetle ele alması şart.

💬 WhatsApp açılıyor...

📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım

Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, Televizyoncu Uzman Polis-Adliye Muhabiri, Spor Yazarı Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Kayseri İl Temsilcisi TSYD, TİMEF, AVKON, ADD Üyesi TEMA'cı, Kızılay'cı, Dağcı, Trekkingci Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın Sözcüsü Kayseri Spor Adamları Derneği Üyesi Tüm Mücadele Sporları Derneği Üyesi Kent Güvenlik Konseyi Üyesi Alp Disiplini Kayak Milli Hakemi Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri İl Temsilcisi Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi Mezunu

İlgili Haberler

Kıbrıs’ı AB mi Bölecek?

Kıbrıs’ı AB mi Bölecek?

Prof. Dr. Ata Atun

 (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) 

Akademisyen, Girne Amerikan Üniversitesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis, Avrupa Birliği dönem başkanlığını kazanımlara çevirebilmek için elden geleni yapıyor.

25 Temmuz 2023 tarihinde Schengen Bilgi Sistemi’ne (SIS) entegre olarak önemli bir teknik adımı tamamlayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB Dönem Başkanlığı süresi içinde de adanın Güney kısmını Schengen Bölgesi içine sokmaya çalışıyor. Bu girişimin adada bir başka sorun daha yaratacağı kesin.

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Schengen bölgesine katılmak çabaları, Kıbrıs meselesinin artık klasik diplomatik söylemlerin ötesine geçtiğini ve teknik-hukuki adımların siyasetin yerini almaya başladığını göstermekte.

Bu girişimi doğru okumak gerekiyor; çünkü Kıbrıs’ta yeni bir kırılma, müzakere masasında değil, Brüksel koridorlarında ve yönetmelik maddelerinde şekillenecek gibi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Schengen Bölgesi’ne katılım hedefi, yüzeyde bakıldığında “AB ile daha fazla entegrasyon” gibi masum bir başlık altında sunuluyor. Oysa adanın özgün koşulları dikkate alındığında bu süreç, Kıbrıs’ta mevcut bölünmeyi daha da sertleştirme potansiyeli taşıyor. Bugüne kadar Yeşil Hat’ın hukuken sınır sayılmaması, fiiliyatta ise yumuşak bir geçiş rejimiyle yönetilmesi, adadaki kırılgan dengeyi ayakta tutan nadir unsurlardan biriydi. Schengen rejimi ise bu gri alanı tanımayan, netlik ve sertlik üzerine kurulu bir güvenlik sistemi.

Serbest dolaşım vurgusu, işin yalnızca iç boyutunu kapsamıyor. Burada esas niyet, dış sınırların ortak bir güvenlik anlayışıyla korunması. Bu da biyometrik kontrollerden veri tabanı entegrasyonuna, düzensiz göçle mücadeleden sınır altyapısının sertleştirilmesine kadar uzanan kapsamlı bir rejim demek. Böyle bir sistemde Yeşil Hattın uzun süre korunması mümkün değil.

Bu noktada şunu sorabilirsiniz: Güney Kıbrıs Schengen’e girdiğinde Yeşil Hat fiilen neye dönüşecek? Bana göre Yeşil Hattın -hukuken olmasa bile pratikte- AB’nin dış sınırı gibi yönetilmesi kuvvetle muhtemel. Bu da geçişlerin zorlaşması, denetimlerin artması ve bugün günlük hayatın parçası hâline gelmiş olan esnekliğin ortadan kalkması anlamına gelir. Fiziki bir duvar inşa edilmese bile, prosedürler ve dijital gözetim duvar işlevi görebilir.

Tabi işin Türkiye boyutu da göz ardı edilemez. Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımadığı ve limanlarını açmadığı bir tabloda, AB’nin dış sınırının fiilen Türkiye’nin garantörlüğündeki bir coğrafyaya dayanması ciddi bir çelişki doğuracaktır. Hukuk ile fiili durum arasındaki bu gerilimin sorun üreteceği açıktır.

Olaya olumlu yönünden bakacak olursak, bu sürecin Türkiye ve KKTC açısından yalnızca riskler değil, fırsatlar da barındırma ihtimali olduğunu söyleyebiliriz. İki devlet tezinin fiili zemininin güçlenmesi, Türkiye-KKTC entegrasyonunun hızlanması ve bazı alanlarda daha derin bir bütünleşme ihtimali bunlardan bazıları. Ancak bu fırsatların kendiliğinden ortaya çıkmayacağı açık olduğundan gelişmeleri sadece izlemek değil, stratejik biçimde yönetmek gerekiyor.

Sonuç olarak Kıbrıs’ta kaderi artık büyük zirveler/görüşmeler değil, teknik ve bağlayıcı kararlar belirliyor. Schengen süreci de bunun örneklerinden biri. Bir sınırda değişen bir prosedür, yıllardır süren diplomatik müzakerelerden daha kalıcı (olumlu-olumsuz) sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin süreci doğru okuması ve ciddiyetle ele alması şart.

Haber Seçenekleri

Haber metnini kopyalayabilir veya kapak görselini indirebilirsiniz.

Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın